Çanakkale Barosu, 2026-2027 Adli Yılı’nın açılışı bu yüzden Cumhuriyet Meydanı’nda seremoni yaptı. Ardahan Dikme, konuşmasında yargı bağımsızlığı, savunma hakkı, avukatların ekonomiye dair sıkıntılar ve avukata hedefleyen şiddet başta olmak üzere çok sayıda meselede değerlendirmelerde bulundu. Baro Başkanı Av.

Çanakkale Barosu eliyle 2026-2027 Adli Yılı’nın açılışı bu yüzden Cumhuriyet Meydanı’nda seremoni hayata geçirildi.
Törene Çanakkale Barosu Başkanı Av. İdare Mahkemesi Başkanı Derviş Yıldızoğlu, Baro Yönetim Kurulu üyeleri, önceki devir baro başkanları ve pek çok avukat yer aldı ve ardahan Dikme, Çanakkale 1.
Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasıyla başlayan organizasyon, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla sürdürüldü. Ardahan Dikme’nin taze adli yılın açılışına hakkında yaptığı konuşmayla bitti. Tören, Baro Başkanı Av.

Av. Ardahan Dikme yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
Cumhuriyetimizin ön sözünün yazıldığı, bağımsızlık meşalesinin yakıldığı, bu topraklar için toprağa düşenlerin, bir hilal uğruna güneş gibi batanların ve toprağın karabağrında sıradağlar gibi yatanların diyarında, 1915 Çanakkale Ruhunu yüreğinde taşıyan Çanakkale Barosu’nun adalet savunucuları olarak taze bir Adli Yıl Açılış Töreni vesilesiyle bir araya gelmiş bulunmaktayız.
Konuşmama başlarken, bağımsızlık mücadelemizin lideri ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tek kurucu önderi Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere; adalete ömrünü adamış, geçtiğimiz yıllarda yitirdiğimiz tüm meslektaşlarımızı ve meslek şehitlerimizi rahmet, saygı ve minnetle anıyorum.
Ayrıca Girne Mersin seferini yaparken alabora olan yolcu gemisinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına da başsağlığı diliyorum.
Değerli Meslektaşlarım;
Bu adli yılda da herkes için hukuk, herkes için adalet diliyorum. Avukatlık mesleği dünyanın en önceki ve en onurlu mesleklerinden biridir. Çünkü adalet ekmek gibidir, su gibidir, nefes almak gibidir.
Geçtiğimiz yıl bu kürsüden ifade ettiğimiz mesleki sorunların neredeyse hiçbirinin çözülmediği gibi, demokrasimizin ve insan hak ve özgürlüklerimizin daha da geriye gittiğini üzülerek ifade etmek isterim. Ancak bugün itibarıyla Adli Yıl açılışında bir araya gelmiş avukatlar olarak sorunlarımızın çözülmesi bir yana, adeta yargısal çalışmanın dışına itilmeye çalışılan ama buna rağmen savunmayı yılmadan üstlenen yargının kurucu unsuru olarak karşınızdayız.
Öncelikle aynı hukuk fakültesinden mezun olduğumuz hâkim ve savcı meslektaşlarımızın mesleki faaliyetlerini sürdürürken avukatlara ve avukatlık mesleğine saygı duymaları gerektiğini; kolluk görevlilerinin de avukatların yargının kurucu unsuru olduklarının bilinci içerisinde hareket etmeleri gerektiğini hatırlatmak isterim. Avukat, görevini yerine getirmede bağımsızdır. Avukatlık, kamu faaliyeti ve serbest bir meslektir. Avukatlar maddi gerçeğin ortaya çıkması ve etkin bir savunma için savaşım ederler.
Yıllardır süregelen "yargının eşit üç sacayağıyız" söylemlerinin aksine hâkim ve savcılar duruşma salonlarında daha fazla kürsülerde duruyorsa da biz bağımsız avukatlar olarak yurttaşın tam yanında durmaktan, adaletin meşalesini yakan tarafta olmaktan her zaman gurur duyuyoruz. Duruşma salonlarından ayrı kapılardan çıkmıyor, dava dosyalarının taraflarıyla özdeşleştirilerek adliye kapılarında saatlerce bekletiliyoruz; zaman zaman sözlü ve fiili saldırılara maruz kalıyoruz.
Bugün artık imalı sözlerden çok, olanı olduğu gibi anlatmanın ve gerçekleri dosdoğru haykırmanın zamanıdır: Hukuk devleti ancak bağımsız bir yargı ve özgür bir savunma makamı ile ayakta kalabilir. Yargı bağımsızlığının zedelendiği, savunmanın sistematik biçimde baskı altına alındığı bir ortamda adalet mekanizması çarklarını doğru döndüremez. Yargı bağımsızlığının olmadığı bir yerde insan haklarından, demokrasiden ve hukukun üstünlüğünden söz edilemez.
Anayasanın 36. Maddesiyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı salt zanlı yada sanığa değil, toplumun adalet duygusuna karşı yerine getirilmesi gereken bir yükümlülüktür.
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, yürütmenin yargı üzerindeki baskısı ve keyfî tutuklamaların bir cezalandırma yöntemine dönüşmesi vatandaşlarımızın adalete olan inancını derinden sarsmaktadır. Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. Adil yargılanma hakkı salt zanlıya değil, toplumun adalet duygusuna karşı yerine getirilmesi gereken Anayasal ve evrensel bir yükümlülüktür.
Toplumsal muhalefetin ve savunmanın cezalandırılması adaletin yargılanmasıdır. Tutuklama tedbirinin geniş çaplı bir biçimde uygulanması ve somut delil şartının aranmasında yaşanan tereddütler adeta bir "önleyici tedbir" rejiminin uygulandığı algısına yol açmakta ve hukuki öngörülebilirliği zedelemektedir.
Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı ihlal edilerek kişisel görüntülerin servis edilmesi, makul sürede hazırlanmayan iddianameler ve tahkikatta toplanmayan deliller ceza adalet sistemine güvensizliği artırmaktadır. İstanbul Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu üyelerine hedefleyen açılan davaları ilk günden itibaren izleme ettik; baroların bağımsızlığına hedefleyen yargısal müdahaleleri asla kabul etmediğimizi yeniden vurguluyoruz.
Savunma makamının etkili olmadığı yerde bağımsız yargıdan, bağımsız yargının olmadığı yerde de hukuk devletinden söz etmek mümkün değildir.
Buradan açıkça haykırıyoruz: Hiçbir erk, otorite ya da kuruluş karşısında boyun eğmedik, eğmeyiz! Barolar olarak hukuksuzluğa alışmayacağız, susmayacağız ve biat etmeyeceğiz!
Değerli Meslektaşlarım;
Adli yıl açılışları yalnız temennilerin dile getirildiği günler değil, somut sorunların çare iradesinin ortaya konulduğu milatlar olmalıdır.
Adliye koridorlarında, savcılık makamında, duruşma salonlarında karakollarda, tapularda, avukata gösterilen saygı, direkt yurttaşa ve yurttaşın hak arama hürriyetine gösterilen saygıdır. Avukatların duruşma salonlarında saatlerce bekletilmediği, 5 dakikalık gecikmeyle dosyalarının düşürülmediği, gerekçesiz gizlilik kararlarıyla tahkikatın dışına itilmediği bir adli yıl diliyoruz.
Önceden münferit olan gizlilik hükümler bugün itibarıyla çok daha sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu hükümler avukatları tahkikatın dışına ittiği gibi, savunma hakkını da kısıtlamaktadır. Avukatlar inceleyemedikleri dosyalarda müvekkillerinin neyle suçlandığını bilmeden avukatlık yapmaya çalışmaktadır. Meslektaşlarımızın hiçbir ekonomiye dair talebi dikkate alınmadığı gibi CMK bedeller değil asgari geçim seviyesinde neredeyse harcanan emek, sarf edilen zaman ve avukatın adliye koridorlarında karakollarda uğradığı zorluklar da eklenince bedavadan hallice bir seviyeye getirilmiştir.
12. Soruşturma aşamasında avukatın bulunması teknolojik bir prosedür değil, lütuf değil, Anayasal bir zorunluluktur.
Hukuk devletinde hiç kimse hukukun üstünde olmadığı gibi, hesap veremez de değildir.
Yargı reformu Strateji belgesinde her ne kadar zorunlu avukatlıktan bahsedilmiş, tapuda avukat zorunluluğuna hakkında meseleler gündeme getirilmişse de buna hakkında hiçbir girişim atılmamıştır. CMK, arabuluculuk ve uzlaştırma bedeller sarf edilen emek ve zaman dikkate alındığında "bedavadan hallice" bir seviyeye gerilemiştir. Yargı paketinde Kişisel Verilerin Korunması Kanununda yapılacak düzenlemelerle avukatlık meslek faaliyetinin önünde bilhassa tapu müdürlükleri ve icra dairelerinde nezdinde karşılaşılan sorunların çözülmesi beklenirken bu meselede da herhangi bir gelişim olmamıştır.
Türkiye, taraf olması gereken Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni bir an önce hayata geçirmelidir.
Avukatlık mesleği bugün itibarıyla derin bir ekonomiye dair krizle karşı karşıyadır. Alın teriyle bağdaşmayan bu sistem Anayasa’daki angarya yasağının açık bir ihlalidir.
Adli yardım payının %2’den %3’e çıkarılması olumlu bir girişim olsa da hedefimiz bu payı %5 seviyesine yükseltmektir. CMK görevlendirmelerinde vergisel yük tamamen kaldırılmalı veya azaltılmalı; CMK tarifesi Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne eşitlenmelidir. Stajyer avukatlarımızın mali olarak desteklenmesi, bağlı çalışan meslektaşlarımız için insani ve onurlu bir taban bedel rejiminin kurulması, kamu avukatlarımızın özlük haklarının iyileştirilmesi ertelenemez bir ihtiyaçtır.
Görev süremiz süresince vazifeyi yüzünden tutuklanan, haksızlığa ve şiddete uğrayan hiçbir meslektaşımızı yalnız bırakmadık. Avukatlık çalışmalar gerekçe gösterilerek tutuklanan meslektaşımız Av Mehmet Pehlivan için TBB'nin çağrısı hakkında Çağlayan Adliyesinden İstanbul Barosu'na kadar yürüyüş yaptık. Türkiye Büyük Millet Meclisinde avukata hedefleyen şiddetin önlenmesi talebimizi içeren beş maddelik eylem planını tüm siyasi partilere ilettik. Avukata hedefleyen şiddetin sona ermesi için Ankara’da Güvenpark’tan TBMM’ye kadar yürüdük. Zehra Gülbahçe’nin, Yalova’da Av. Çanakkale’de Av. Zekeriya Polat’ın duruşmalarında meslektaşlarımızın haklarını savunduk, avukatlık mesleğinin onurunu savunduk. Savunmaya da devam edeceğiz.
Hâkim ve savcıların, avukata karşı işlenen suçlarda Avukatlık Kanunu’nun 57. maddesini eksiksiz uygulayarak bu dosyaları kendilerine karşı işlenmiş suçlar çerçevesinde değerlendirmelerini temenni ediyoruz.
Biz avukatlar salt duruşma salonlarında değil, Çanakkale’mizin toprağının, suyunun ve doğasının da savunucusuyuz. Yaşam alanlarımızı tehdit eden vahşi madencilik faaliyetlerine ve yeşil örtü yangınlarına karşı doğanın tarafındayız. Araştırmalarımız neticesinde yeşil örtü yangınlarının en büyük ölçekli sebebinin elektrik dağıtım şirketlerinin bakım yapılmayan hatları ve trafoları olduğunu gördük. Bu kurumlarda gerekli yatırımlar acilen yapılmalıdır; aksi halde çocuklarımıza bırakacak bir yeşil örtü varlığımız kalmayacaktır.
Çanakkale Barosu olarak kadına ve çocuğa hedefleyen şiddetin ve istismarın daima karşısında duracak; sevgiyi, barışı ve yaşam hakkını savunacağız.
Meslektaşımız Av. Bizler cesaretle cübbelerimizi omuzlarımızda taşımaya devam edeceğiz.
Türkiye Cumhuriyeti; demokratik, laik, toplumsal bir hukuk devletidir. Mehmet Pehlivan’ın tutuklu yargılandığı dosyaya dair ifade ettiği sitemi unutmuyor; mesleki çalışmalar yüzünden cübbeleri askıda kalan, bedel ödeyen tüm hak savunucularına buradan selam gönderiyoruz. Her ne gerekçeyle olursa olsun cumhuriyetimizin ana değerlerinden, kurum felsefesinden taviz vermemiz asla söz meselesi değildir.
Son günlerde Güvenpark’ta özlük hakları için savaşım eden gazilerimizin durumunu üzüntüyle izleme ettik. Misak-ı Millî sınırları kapsamında, Atatürk ilke ve devrimlerinden, Cumhuriyet değerlerinden ve Anayasa’nın değiştirilemez ilkelerinden asla taviz vermeyeceğiz. Vatan için uzuvlarını kaybeden kahramanlarımızın poşetlere konulan protezlerini görmek hepimizin yüreğini dağlamıştır. Bu insanların sesine kulak verilmeli, vatan için canını ortaya koyanlarla helalleşmeden toplumsal barışın sağlanamayacağı bilinmelidir.
Sözlerime son verirken tekrar vurgulamak isterim ki: Yola çıkarken söylediğimiz gibi, hiçbir meslektaşım yalnız ve savunmasız kalmayacaktır. Görev süremiz süresince hiçbir kuruluşa boyun eğmedik; Çanakkale Barosu’nun kurumsal kimliğini ve dik duruşunu daima koruduk.
Alnımızın teriyle mesleğimizin onurunu ve birlikteliğimizi koruyarak hep eşliğinde adalet arayışımızı sürdüreceğiz.
Başta Çanakkale Barosu mensubu meslektaşlarım olmak üzere, adalet için emek veren tüm avukatlarımızın, hâkimlerimizin, savcılarımızın ve adliye personelimizin taze adli yılını kutluyor; herkes için adil bir yıl diliyorum.




SON YORUMLAR