Çanakkale, iklim krizinin etkilerinin hissedildiği illerden biri. Artan ısılar ve kuraklık riski, su kaynakları ve tarımsal üretim faaliyeti yönünden önem taşıyan problemler yaratıyor. Orman yangınları da ilin yakinen tanıdığı afetler arasında. Ağustos 2025’te yaşanan yangınların sonrasında Çanakkale’nin tamamı, yangın afetleri dolayısıyla “Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi” kabul edilmişti. Yangınların çıkış nedenleri farklılaşsa da iklim değişikliğiyle beraber artan ısılar ve kuraklık, yangın tehlikesini büyüten koşullar arasında yer alıyor.
Çanakkale’nin tarımsal üretimi, ormanları ve kıyı ekosistemleri düşünüldüğünde iklim krizinin yaşamın pek çok alanını ilgilendirdiği açık. Su kaynaklarının korunmasından arazi kullanımına kadar alınan kararlar, ilin geleceğini de şekillendiriyor. İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve değişen koşullara uyum sağlamak için kamusal politikaların geliştirilmesi gerekiyor. Bu politikaların akademik malumata dayanması ve bölgesel ihtiyaçları dikkate alması önem taşıyan.
Peki, bütün bunların eğitimle ilişkisi ne?
İklim eğitimi, uzun süredir ülkeler arası iklim politikalarının gündeminde. Çünkü iklim değişikliğini anlamak, bu krizin nedenlerini ve sonuçlarını akademik bilgilerle değerlendirebilmeyi gerektiriyor. İklim değişikliğine yönelik kararların nasıl alındığını, bu kararların kimleri etkilediğini ve muhtelif çözüm yolu önerilerinin ne tür çıktılar doğurabileceğini tartışabilmek de eğitimin hususu.
Birleşmiş Milletler iklim sözleşmesi bünyesinde gerçekleştirilen mesailer, eğitimi devletlerin iklim değişikliğiyle mücadeledeki sorumlulukları arasında tanımlıyor. Bu sorumluluk, okul eğitimini de kapsayan kapsamlı bir öğrenme alanıyla ilişkili. İklim politikalarını uygulayan kamu görevlilerinin hazırlanması, muhtelif meslek gruplarının malumat ve becerilerinin geliştirilmesi ve halkın iklimle bağlantılı kararlara katılabilmesi de bu bağlamda ele alınıyor.
Çanakkale yönünden düşündüğümüzde iklim eğitiminin bölgesel malumatla ilişkisi hususen önem taşıyan. Örneğin su kaynaklarıyla bağlantılı bir araştırma, bölgedeki tarımsal üretimin ve su idareyi politikalarının incelenmesini sağlayabilir. Ormanlar konusunda bir mesai, yangın risklerini artıran koşulların ve ormanların korunmasına yönelik kararların tartışılmasına olanak verebilir. Üniversitelerin ürettiği akademik malumat, bölgesel deneyimlerle ilişkilendirilerek muhtelif öğrenme ortamlarında kullanılabilir.
Böyle bir eğitimin geliştirilebilmesi için öğretim programlarının ve öğretmenlerin mesleki gelişiminin beraber düşünülmesi gerekiyor. Öğretmenlerin iklim değişikliğinin akademik ve toplumsal boyutları üzerinde çalışabilecekleri kaynaklara ve zamana erişmesi önem taşıyan. Okulların çevreleriyle ilişkili araştırmalar yürütebilmesi için de kurumsal desteğe ihtiyaç var.
İklim krizinin eğitimle ilişkisini değerlendirmek, eğitimin kendisinin bu krizden nasıl etkilendiğini de ele almayı gerektiriyor. UNICEF’in verilerine göre 2025 yılında iklimle ilişkili tehlikeler dolayısıyla dünyada en az 171 milyon öğrencinin eğitimi kesintiye uğradı. Aşırı içtenler ve seller, eğitim hakkını aracısız etkileyebiliyor. Mevcut eşitsizlikler, bu etkilerin bazı çocuklar yönünden daha ağır yaşanmasına neden oluyor.
Çanakkale’deki okulların iklim değişikliğinin getirdiği risklere ne kadar hazırlıklı olduğu da dolayısıyla tartışılmalı. Özellikle aşırı sıcaklara karşı okul binalarının koşulları, afetlere hazırlık ve eğitimin kesintisiz sürdürülebilmesi için gereken düzenlemeler eğitim politikalarının bir parçası olmalı. Okulların bulundukları yerin koşulları ve ihtiyaçları dikkate alınmalı.
COP31, bütün bu meseleleri eğitim politikaları yönünden tekrar değerlendirmek için bir imkan sağlıyor. Türkiye, geçtiğimiz ekim ayında UNESCO Yeşil Eğitim Ortaklığı’na katılan 100. ülke oldu. Ortaklık, iklim eğitiminin geliştirilmesini öğretim etkinlikler, öğretmen eğitimi ve okulların işleyişiyle beraber ele alıyor. COP31 süresince eğitim sistemlerinin iklim krizine karşı güçlendirilmesi de görüşülecek.
Ancak bu ülkeler arası gelişmelerin Türkiye’de nasıl karşılık bulacağı henüz yanıtlanması gereken bir soru. Millî Eğitim Bakanlığı’nın iklim eğitimine yönelik gayeler hangi uygulamalarla hayata geçirilecek? Öğretmenlerin mesleki gelişimi nasıl desteklenecek? Okulların iklim risklerine hazırlanması için hangi kaynaklar ayrılacak? Farklı bölgelerin ihtiyaçları nasıl belirlenecek?
Bu sorular Çanakkale için de geçerli. Kentin karşı karşıya olduğu iklim riskleri, eğitim planlamasında dikkate alınmalı. Yerel yönetimlerin, üniversitelerin ve bağlantılı kamu kurumlarının malumat birikiminden yararlanılması, bölgesel ihtiyaçların belirlenmesine katma değer sağlayabilir. Çocukların ve gençlikin yaşadıkları çevreye yönelik deneyimlerinin eğitim politikalarının geliştirilmesinde değerlendirilmesi de katılım haklarının bir gereği.
COP31 akabinde Türkiye’nin eğitim alanında üstlendiği sorumlulukların nasıl yerine getirileceğini izlemek önem taşıyan olacak. Açıklanan hedeflerin uygulama takvimiyle ve eğitim bütçesiyle ilişkilendirilmesi gerekiyor. Bu çalışmaların sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılması da eğitim politikalarının geliştirilmesine katma değer sağlayabilir.
İklim krizi Çanakkale’nin bugününün ve geleceğinin meselesi. COP31’in eğitim gündemi, bu krizin nedenlerini ve sonuçlarını anlamaya dönük öğrenme olanaklarının geliştirilmesini ve iklim krizinden etkilenenlerin eğitim hakkının korunmasını beraber düşünmemizi sunuyor.
Antalya’da alınacak kararların Çanakkale’de nasıl karşılık bulacağını da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.
Bu yazı, Aslıhan Niksarlı ve Yeliz Ergöl ile beraber hazırladığımız “COP31’e Doğru İklim Eğitimi” başlıklı mesaiden hareketle kaleme alındı.
(BÜLTEN)
Haber Kaynağı: Haber Merkezi




SON YORUMLAR