İYİ Parti Kadın ve Aile Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Kevser Ofluoğlu, 29 Eylül 2026 tarihli basın mensupları açıklamasında Türkiye’nin nüfus yapısındaki değişime dikkat çekerek aile kurmanın ve çocuk sahibi olmanın önündeki iktisadi ve toplumsal sorunlara hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Ofluoğlu’nun açıklamasında değindiği 2026-2035 döneminin “ Aile ve Nüfus On Yılı” olarak belirlenmesi Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının kurumsal kaynaklarında da yer alıyor. Bakanlık bunun yanı sıra 2025 itibarıyla toplam doğurganlık hızının 1,42’ye gerilediğini ve yaşlı nüfus oranının yüzde 11,1’e yükseldiğini açıklamış vaziyette.
TÜRKİYE’NİN NÜFUS GELECEĞİ TEHLİKEDE: ÇÖZÜM SUÇLAMAK DEĞİL, GELECEĞE GÜVENCE VERMEKTİR
Değerli basın mensupları mensupları,
Bugün Türkiye'nin nüfusunu konuşacağız. Ama yalnız kaç çocuğumuz doğduğunu değil, neden daha az doğduğunu konuşacağız. Çünkü nüfus meselesi aslında bir güven meselesidir.
Bugün aile kurmayı planlayan vatandaşlarımız sadece çocuk sahibi olmayı düşünmüyor. Sadece rakamları değil, o rakamların arkasındaki hayatı konuşacağız. O çocuğu nasıl bir ülkede büyüteceğini, nasıl bir evde yaşayacağını, nasıl bir eğitim alacağını, güven içinde büyüyüp büyüyemeyeceğini ve geleceğe umutla bakıp bakamayacağını düşünüyor.
İşte bu yüzden biz, "Neden daha fazla çocuk doğmuyor?" sorusundan önce çok daha ana bir soruyu sormak zorundayız.
İnsanlar neden aile kurmayı ve çocuk sahibi olmayı her geçen gün daha fazla erteliyor?
Çünkü mesele çocuk istememek değildir. Toplam doğurganlık hızımız 1,42'ye geriledi. Bunu biz söylemiyoruz; resmî veriler söylüyor.
2025 yılında ülkemizde 895 bin 374 bebek dünyaya geldi. Mesele, insanların aile kurabilecekleri, çocuklarını güven içinde büyütebilecekleri ve gelecekten umut duyabilecekleri şartların her geçen gün daha da zorlaşmasıdır.
Değerli basın mensupları mensupları,
Bugün Türkiye'nin demografik yapısı hepimize etkili bir uyarı veriyor. Bugün 9 milyon 583 bin vatandaşımız 65 yaş ve üzerindedir. Yaşlı nüfus oranı %11.1 iken çocuk nüfus oranı %20.4. Ve hâlihazırdaki eğilimler devam ederse, yüzyılın sonunda Türkiye nüfusunun yaklaşık olarak 76,8 milyon seviyesine gerilemesi beklenmektedir.
Bugün aklımızda dört rakam kalsın:
1,42…
895 bin 374…
9 milyon 583 bin…
76,8 milyon…
Çünkü bu rakamlar yalnız birer istatistik değildir. Bunlar Türkiye'nin geleceğine dair etkili bir uyarıdır.
Ancak bu tabloyu sadece doğan çocuk sayısıyla açıklayamayız. Nüfus politikası yalnız demografi değildir.
Aynı zamanda ekonomi politikasıdır. Sosyal devlet politikasıdır.
İstihdam politikasıdır.
Ve en önemlisi, aile politikasıdır.
Çünkü insanlar önce çocuk sahibi olmaya değil, önce bir hayat kurmaya karar verir.
Bugün aile kurma çağındaki vatandaşlarımızın karşısında üst düzey konut masraflar var. Hayat pahalılığı var ve gelir belirsizliği var. Çocuk bakım giderleri var. Kreş ihtiyacı var. Ve bütün bunların üzerinde, yarına hakkında ağır bir güvensizlik var.
Artık aileler sadece bugünkü gelirlerini hesaplamıyor. Çocuklarının kreşe başlayacağı günü, okulunu, üniversitesini, meslek sahibi olup olamayacağını, hatta yıllar sonra ev sahibi olup olamayacağını da düşünüyor.
İşte bu yüzden günümüzde bazı aileler ikinci çocuğu istemedikleri için değil, sahip oldukları imkânı ilk çocuklarının geleceğine ayırabilmek için çocuk sayısını artırmıyor.
Bu gerçeği doğru okumak zorundayız. Türkiye'nin nüfus sıkıntıyı, aile kurmayı ve çocuk sahibi olmayı güven içinde planlayamamasıdır.
Değerli basın mensupları mensupları,
Ailelerin yaşadığı gelecek kaygısını sadece iktisadi sebeplerle açıklamak da eksik olur. Türkiye'nin nüfus sıkıntıyı, insanların çocuk istememesi değildir. Elbette iktisadi güvence çok önemlidir. Ancak günümüzde anne ve babalar yalnız geçimi değil, çocuklarının güvenliğini de düşünüyor. İyi bir eğitim alabilecek mi? Güvenli bir çevrede büyüyecek mi? Şiddetten, bağımlılık risklerinden ve sayısal dünyanın tehditlerinden korunabilecek mi?
Bütün bu soruların müşterek bir cevabı var:
Geleceğe güven.
İnsanlar çocuk sahibi olmaktan değil, çocuklarını belirsizlik içinde büyütmekten endişe ediyor.
Bu nedenle nüfus politikasını sadece doğumu teşvik eden bir politika olarak göremeyiz. Gerçek nüfus politikası; aile kurmayı kolaylaştıran, çocuk büyütmeyi emniyetli hâle getiren ve geleceğe güven veren etkili bir devlet politikasıdır.
Tam da bu noktada Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının yürüttüğü girişimler bu anlayışla değerlendiriyoruz.
2025 yılı " Aile Yılı" ilan edildi. Ardından 2026-2035 dönemini kapsayan " Aile ve Nüfus On Yılı" vizyonu açıklandı. Aileyi güçlendirmeye hedefleyen her samimi çabayı elbette önemsiyoruz. Ancak günümüzde artık sloganları değil, çıktılar konuşma zamanıdır.
Çünkü milletimiz artık açıklanan etkinlikler değil, kendi hayatındaki değişimi görmek istiyor. Peki çıktı ne?
Aile kurmak kolaylaştı mı?
Çocuk yetiştirmenin mali yükü hafifledi mi? Bugün cevap bekleyen soru şudur:
Aile kurmak kolaylaştı mı?
Çocuk yetiştirmenin yükü hafifledi mi?
Ailelerin hayatında gerçekten ne değişti?
Peki, bu tablo karşısında iktidarın sorumluluku nedir?
İktidarın sorumluluku insanlara yalnız "Daha fazla çocuk sahibi olun." demek değildir.
İktidarın sorumluluku, aile kurmayı kolaylaştırmak; çocuk sahibi olmayı emniyetli, kalıcı ve umut veren bir hayat tercihine dönüştürmektir.
Bu nedenle günümüzde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na şu soruyu sormak zorundayız: Aile Yılı ilan edildi.
Ardından Aile ve Nüfus On Yılı devreye alındı. Genç aileler için erişilebilir konut modellerini yaygınlaştıracak, aile odaklı toplumsal katkılar güçlendirecek ve çocuk sahibi olmayı iktisadi açıdan cezalandıran değil, destekleyen bir sistemi hayata geçireceğiz.
İkinci olarak, bakım hizmetlerini toplumsal devletin asli sorumluluku olarak görüyoruz. Kreş hizmetlerine erişim yükseldi mı?
Kadınların hem girişim hayatında kalmasını hem de anneliği eşliğinde sürdürebilmesini sağlayacak taze imkânlar oluşturuldu mu?
Bugün vatandaşlarımız artık gerçekleştirilen toplantıların, hazırlanan raporların ya da açıklanan hedeflerin sayısını değil; hayatlarında neyin değiştiğini görmek istiyor.
Çünkü aile politikalarının gerçek ölçüsü açıklanan etkinlikler değil, ailelerin hayatında meydana gelen değişimdir.
Biz sadece eksikleri göstermek için değil, çözüm yolu üretmek için siyaset yapıyoruz.
İşte bu yüzden İYİ Parti olarak, Türkiye'nin nüfus geleceğini güvence altına alacak önerilerimizi milletimizin takdirine sunuyoruz.
Çünkü nüfus politikası yalnız doğumu artırmayı değil; aile kurmayı kolaylaştırmayı, çocuk büyütmeyi emniyetli hâle getirmeyi ve geleceğe güven duyan bir toplum inşa etmeyi hedeflemelidir.
Öncelikle, aile kurmanın önündeki en dev engellerden biri olan iktisadi belirsizliği azaltacağız. Kreş hizmetlerini ülke çapında yaygınlaştıracak, çocuk bakımına erişimi kolaylaştıracak ve yaşlı ile engelli bakım hizmetlerini güçlendirerek bakım yükünün sadece kadınların omuzlarında kalmasına izin vermeyeceğiz.
Üçüncü olarak, çalışan anne ve babaları destekleyen taze bir girişim hayatı inşa edeceğiz. Esnek girişim modellerini geliştirecek, ebeveyn izinlerini güçlendirecek ve hiçbir kadının annelik ile mesleği arasında seçim yapmak zorunda kalmadığı bir girişim hayatını hedefleyeceğiz. Çünkü etkili aile, kadının iktisadi hayattan dışlandığı değil; kadınların güven içinde çalışabildiği toplumlarda kurulur.
Dördüncü olarak, çocuklarımızın güvenliğini sadece fiziksel emniyet olarak görmüyoruz. Onları şiddetten, bağımlılıklardan ve sayısal dünyanın risklerinden koruyan etkili bir önleyici toplumsal politika anlayışını hayata geçireceğiz.
Ve kapanışta şunu bilhassa ifade etmek istiyorum: Nüfus politikası yalnız doğumla başlamaz.
İnsanın doğumundan yaşlılığına kadar uzanan etkili bir toplumsal devlet anlayışıyla muvaffakiyete ulaşır. İşte bu yüzden biz, çocuktan yaşlıya kadar her bireyin kendisini güvende hissettiği, ailelerin yalnız bırakılmadığı ve geleceğe güvenle bakabildiği bir Türkiye hedefliyoruz.
Değerli basın mensupları mensupları,
Bugün konuştuğumuz dört rakam aslında bize bir tercih yapmamız gerektiğini söylüyor. Ya bu tabloyu seyredeceğiz...
Ya da cesur, gerçekçi ve insan odaklı politikalarla Türkiye'nin demografik geleceğini bir kez daha inşa edeceğiz.
Biz ikinci yolu seçiyoruz.
Çünkü inanıyoruz ki Türkiye'nin nüfus sıkıntıyı çözülebilir.
Ama bunun yolu insanlara daha fazla çocuk sahibi olmalarını söylemekten değil, insanların aile kurmaya güven duyacağı şartları oluşturmaktan geçer.
Türkiye aile kurmayı kolaylaştırmadan, nüfus sorununu çözemez.
Türkiye çocuk sahibi olmayı güvence altına almadan, demografik geleceğini güvence altına alamaz.
Ve son sözümüz şudur:
Türkiye çocuk istiyorsa, önce aileye güven vermelidir.
Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla slogan değil; daha etkili bir toplumsal devlet, daha etkili aileler ve geleceğine güvenen bir toplumdur.
Bizim mücadelemiz de tam olarak bunun içindir.
Teşekkür ediyorum.
Kevser OFLUOĞLU
İYİ Parti Kadın ve Aile Politikalarından Sor. Genel Başkan Yardımcısı
Haber Kaynağı: Haber Merkezi




SON YORUMLAR