Kuraklık, kirlilik ve iklim krizi! ÇOMÜ Türkiye’nin sulak alanları için ikaz etti

Tekin Uğurlu Haber | Son Dakika
•15:50
PAYLAŞ :
6GÖRÜNTÜLENME
Kuraklık, kirlilik ve iklim krizi! ÇOMÜ Türkiye’nin sulak alanları için ikaz etti

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) ev sahipliğinde, bilimsel çevrelerin ve uzmanların büyük katılımıyla gerçekleştirilen “Türkiye’de Antroposen Çağında…

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) ev sahipliğinde, bilimsel çevrelerin ve uzmanların büyük katılımıyla gerçekleştirilen “Türkiye’de Antroposen Çağında Sulak Alanlarda Ekolojik Riskler Çalıştayı” son buldu. Dr. Doğal süreçlerin beşeri çalışmalar ve iklim değişikliği vesilesiyle bir kez daha şekillendiği Antroposen döneminde sulak alan ekosistemlerinin karşı karşıya kaldığı ekolojik risklerin çok disiplinli bir yaklaşımla ele alındığı çalıştayın netice bildirgesi, ÇOMÜ Rektörü ve Üniversitelerarası Kurul Başkanı Prof. Ramazan Cüneyt Erenoğlu eliyle kamuoyuyla paylaşıldı.

Doğal dönemler ve iklimsel riskler masaya yatırıldı

Çalıştay netice bildirgesinde sulak alanların salt birer su kütlesinden ibaret olmadığına dikkat çekilerek, biyolojik çeşitlilik, karbon depolama kapasitesi, kıyı koruması ve havza dengesi bakımından gezegenin hayati organları oldukları altı çizildi. Bildirgenin giriş bölümünde, bu ekosistemlerin korunması ve uzun soluklu yönetiminin ilmi analı veri akışına ve kuruluşlar arası eş güdüme dayandığı aktarıldı.

İklim değişikliği ve havza ölçekli beşeri müdahalelerin Türkiye tamamında hem iç hem de kıyı sulak alanlarında ağır alan kayıpları yarattığı belirtilen raporda, Amik Gölü Havzası’ndaki kurutma çalışmalarının taşkın risklerini artırdığı, Ladaş Gölü’nde su yüzeyi alanının daraldığı ve Cilo-Sat Buzul Dağları’ndaki kütle kayıplarının fazla dağ sulak alanlarının kırılganlığını gözler önüne serdiği ifade edildi. Ayrıca Batı Ege havzalarındaki samimi-kurak hava dalgaları ile Kızılırmak, Yeşilırmak, Yumurtalık ve Göksu deltalarındaki kıyı gerilemelerinin bütüncül su ve arazi yönetimini zorunlu kıldığı ifade edildi.

Sediman jeokimyası, kirlilik ve ileri izleme teknolojileri

Göller ve kıyısal lagünlerde biriken sediman kayıtlarının çevresel kirliliğin dikey profillerini sunduğuna işaret edilen bildirgede, Abalı Bükü, Gala Gölü, Erzurum Ovası, Acısu Çayı ve Küre Dağları’ndaki araştırmaların tarımsal drenaj, endüstriyel atıklar ve gemi söküm faaliyetlerine bağlı ağır metal risklerini ortaya koyduğu aktarıldı. Çevresel adli jeokimya proksileri (Zr/Al, Ca/Al, Sr/Ca, S/TOC) aracılığıyla endüstri ve tarımsal üretim kaynaklı izlerin doğaya ait arka plan değerlerinden ayrımlaştırılabileceği altı çizildi.

Kirlilik süreçlerinin erken belirlemeyi hususunda Copernicus Sentinel uydu verileri, InSAR radar geometrisi, Yapay Zekâ tabanlı hüküm katkı sistemleri ve İHA fotogrametrisi gibi ileri teknolojilerin 7/24 izleme ağlarına dönüştürülmesinin can alıcı önem taşıdığı ifade edildi. Sultansazlığı Havzası’nda InSAR verileriyle saptanan yer çökmelerinin (subsidence) yeraltı suyu kullanımının devamlı izlenmesi gerektiğini kanıtladığı, Trakya sulak alanlarındaki fazla toprak organik karbonu stoklarının ise mavi ve yeşil karbon koruma potansiyelini açıkça gösterdiği dile getirildi.

Sosyo-ekolojik risk okuryazarlığı ve antroposen sineması

Ekolojik risklerin yönetiminin toplumsal bilinçle mümkün olabileceği belirtilen raporda, bireylerin ve gençlerin sosyo-ekolojik risk okuryazarlık düzeylerinin artırılması ile su kaynaklarına hedefleyen koruma bilincinin yaygınlaştırılmasının önemi altı çizildi. Doğru haber akışının yanı sıra belgesellerin, Yapay Zekâ Destekli Genişletilmiş Gerçeklik (A-AR) sergilerinin ve uzun soluklu iletişim projelerinin gelecek kuşaklar için kalıcı bir öğrenme ortamı sağladığına değinildi. Toplumsal farkındalığın inşasında basın ve sinema sektörünün üstlendiği eğitsel role dikkat çekilerek, Türk sinemasında "Susuz Yaz"dan günümüze uzanan dönemde sudaki mülkiyet ve kuraklık kaygılarının işlenişinin kültür odaklı boyutu yansıttığı aktarıldı.

Rektör Erenoğlu; “Sulak alanlar iklim krizine karşı en güçlü doğal kalkanlarımızdır”

Çalıştayın genel değerlendirmesini paylaşan ÇOMÜ Rektörü Prof. Ramazan Cüneyt Erenoğlu, sulak alanların geçmişten devralınan durağan su kütleleri değil, Antroposen çağında iklim krizine karşı en etkili doğaya ait kalkanlar olduğunu söyledi. Dr. İleri uydu teknolojilerinden jeokimyasal adli analizlere, sinema ve basından toplumsal su okuryazarlığına uzanan bütüncül ilmi yaklaşımın doğa analı çareler kayırması gerektiğini kanıtladığını ifade eden Rektör Erenoğlu, bugünkü ilmi ve hükümlü adımların gelecek kuşaklara su bakımından dirençli ve uzun soluklu bir vatan bırakmanın en somut teminatı olduğunu ifade etti.

(ERHAN TAYLAN)

Haber Kaynağı: Haber Merkezi

EDİTÖR|30.10.2026 • 15:50

Bilge Adam

HİSSET

BU HABER SENİ NASIL HİSSETTİRDİ?

CANLI
OKUR ETKİLEŞİMİ

HABER YORUMLARI (0)

Fikrinizi Paylaşın

Güvenlik · = ?

Doğru sonuca dokunun — yazmanıza gerek yok.

SON YORUMLAR

TrendOkuma