Tüm dünyanın gözü bölgemize çevrilmişken, sınırlarımızın hemen yanı başında süregelen karmaşa ve gerilimler, ülkemizin iç meselelerini de derinden etkilemeye devam ediyor. Çanakkale'den yükselen bir analiz, Türkiye'nin mevcut durumu ve geleceği hakkında önemli tespitlerde bulunarak, siyasetin odak noktasının değiştirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Ülkelerin liderlerinin dahi hedef alındığı, başkentlere bombaların yağdığı ve suikastların sıradanlaştığı bu zorlu süreçte, Orta Doğu'da yükselen gerilimlerin bölgeyi derinden sarstığı ve bu durumun Türkiye üzerindeki olası etkilerinin ciddi bir şekilde sorgulanması gerektiği belirtiliyor. Bu bağlamda, devletin sadece binalardan, tabelalardan ya da yasalardan ibaret olmadığını; asıl gücünü adaletinden, vatandaşlarına verdiği güvenden ve kurumlarının sağlamlığından aldığı vurgulanıyor.
Adalet ve Güven Temelli Bir Devlet Anlayışı
Bir öğrencinin okula giderken aklına kötü bir ihtimalin gelmediği, bir öğretmenin görevini ifa ederken evine güvenle döneceğinden emin olduğu bir ülke, gerçek anlamda bir devlettir. Ancak günümüz Türkiye'sinin, bu temel güven eşiğinden ne yazık ki uzaklaştığı ifade ediliyor. Özellikle afetlerde ve felaketlerde görülen hazırlıksızlıklar (deprem, Kartalkaya yangını, İliç ve Soma maden faciaları gibi), risk analizlerinin iktidarın çıkarları doğrultusunda değil, milletin refahı için yapılması gerektiği gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu tür facialar, güçlü kurumların, liyakatin ve hukukun ne kadar hayati olduğunu ortaya koyuyor.
Çanakkale Ruhuyla Birlik ve Beraberlik
Türkiye'nin temel sorunlarından birinin, kimlik siyaseti üzerinden milletin ayrıştırılmaya çalışılması olduğu belirtiliyor. Özellikle 'Kürt meselesi' söylemlerinin, aslında bir terör meselesi olduğu ve bu konuda milletin aklıyla alay edilmemesi gerektiği vurgulanıyor.
Çanakkale siperlerinde omuz omuza savaşan, aynı ekmeği bölüşen, aynı bayrağın gölgesinde aynı kaderi paylaşan Kürt kardeşlerimizin bu milletin ayrılmaz bir parçası olduğu hatırlatılıyor. Tarih boyunca bu topraklarda Kürtlerin bizden, bizlerin de onlardan ayrı düşünülemeyeceği, Çanakkale ruhunun bu birlikteliğin en somut kanıtı olduğu ifade ediliyor. Asıl meselenin etnik kökenler değil, topyekûn hepimizi tehdit eden terörün silahı olduğu altı çiziliyor. Terörle mücadeleyi sulandıran, vatandaşı etnik etiketlere sıkıştıran her türlü söylemin, hem Türk'e hem de Kürt'e zarar verdiği, kardeşliği değil ayrılığı beslediği belirtiliyor.
Küresel Oyunlara Karşı Milli Kimliği Koruma Çağrısı
Bölgesel ve küresel senaryoların, ulusların ortak kimliğini zayıflatma, devletleri parçalama ve toplumları birbirine düşürme hedefini taşıdığına dikkat çekiliyor. Irak, Lübnan ve Suriye örneklerinde görülen bu tehlikeli oyunların, bugün İran üzerinden yeniden tartışmaya açıldığı ifade ediliyor. Etnik kimliklere yapılan vurguların, bir özgürlük arayışı değil, devletleri içten kırılganlaştıran bir 'kimlik zehri' ile yapılan yönetim mühendisliği olduğu uyarısı yapılıyor. Bu tür yaklaşımların, Türkiye'yi etnik fay hatlarına iterek ülkenin ortak kimliğine dinamit koymaktan farksız olduğu belirtiliyor.
Gerçek Huzur İçin Adalet ve Liyakat
Türkiye'nin ihtiyacının birilerini memnun etme değil, milleti birleştirme siyaseti olduğu vurgulanıyor. Sözde iç cephe masalları yerine, gerçek huzurun ve istikrarın tesis edilmesi gerektiği belirtiliyor. Bu huzur ve istikrarın ise ancak adaletin tam anlamıyla işlemesi, kurumların sağlam temellere oturması ve her alanda liyakatin esas alınmasıyla mümkün olacağı ifade ediliyor. Bu doğrultuda, milleti ayrıştırmaktan, muhalefeti düşman görmekten ve hukuku siyasi bir araç gibi kullanmaktan vazgeçilmesi gerektiğinin altı önemle çiziliyor.
Haber Kaynağı: Haber Merkezi




SON YORUMLAR